
Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir okulda yaşanan silahlı saldırının ardından, Türkiye genelinde 81 ilde eğitimciler iş bırakarak eylem yaptı. Keşan’da da öğretmenler yürüyüş ve basın açıklamasıyla tepkilerini dile getirdi.
Olayda 16 kişinin yaralanması ve saldırganın yaşamına son vermesi üzerine, Eğitim-İş, Eğitim-Sen ve Hürriyetçi Eğitim-Sen üyeleri başta olmak üzere çok sayıda eğitimci, ülke genelinde olduğu gibi Keşan’da da şiddete karşı ortak ses yükseltti.

Keşan Kent Müzesi önünde toplanan eğitimciler, sloganlar ve pankartlar eşliğinde İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü binasına yürüdü. Yürüyüş boyunca okullarda artan şiddet olaylarına dikkat çekildi.
Müdürlük binası önünde yapılan ortak açıklamada, yaşanan saldırının eğitim kurumlarındaki güvenlik sorununu bir kez daha ortaya koyduğu vurgulandı. Açıklamada, okulların güvenli alanlar olması gerektiğine dikkat çekilerek, mevcut önlemlerin yetersiz kaldığı ifade edildi.

Eğitim-Sen Keşan Temsilcilik Başkanı Asalet Koç‘un okuduğu basın açıklamasında, “Okullar; öğrenciler ve eğitim emekçileri için güvenli olması gereken kamusal alanlardır. Ancak bugün bu alanların giderek güvensizleştiği açıkça görülmektedir” denilerek, yaşananların tekil bir olay olmadığına işaret edildi.
Eğitimciler, yalnızca güvenlik tedbirlerinin artırılmasının yeterli olmayacağını, eğitim sistemindeki yapısal sorunların da ele alınması gerektiğini dile getirdi. Okullarda kadrolu güvenlik görevlisi bulundurulması, rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi ve önleyici politikaların hayata geçirilmesi talepler arasında yer aldı.
Basın açıklamasının ardından grup sessiz şekilde dağıldı.
Yürüyüş ve basın açıklamasına CHP Keşan İlçe Başkanı Anıl Çakır ile İlçe Sekreteri Bülent Sayman da katılarak destek verdi.

Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Bugün Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bulunan Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşanan ağır saldırı, hepimizi derinden sarsmıştır. Saldırıyı gerçekleştiren kişinin okulun eski öğrencisi olduğu, saldırı sonrası yaşamına son verdiği ve aralarında hayati tehlikesi bulunan eğitim emekçilerinin de olduğu çok sayıda öğrenci ve kamu görevlisinin yaralandığı yetkililer tarafından açıklanmıştır.
Bu olay, tek başına bir “şiddet vakası” olarak değerlendirilemez. Daha kısa süre önce İstanbul Çekmeköy’de görev yaptığı okulda uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybeden meslektaşımız Fatma Nur Çelik’in acısı hâlâ tazeyken, benzer bir trajedinin yeniden yaşanması; eğitimde şiddetin ne denli derin ve yapısal bir sorun hâline geldiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Okullar; çocukların, gençlerin ve eğitim emekçilerinin güvenli bir biçimde bulunması gereken kamusal alanlardır. Ancak bugün bu alanların giderek güvensizleştiği, koruyucu niteliğini yitirdiği açıktır. Şiddet yalnızca güvenlik zafiyetleriyle açıklanamaz. Şiddet; toplumsal eşitsizliklerin derinleştiği, gençlerin geleceksizlik duygusuyla kuşatıldığı, eğitimin bilimsel ve kamusal temellerden uzaklaştırıldığı koşullarda ortaya çıkmaktadır.
Eğitim politikalarının kamusal niteliğini aşındıran, eğitimi piyasalaştıran, öğretmenlik mesleğini itibarsızlaştıran ve okulları sahipsiz bırakan anlayış; bugün yaşanan tablonun doğrudan sorumlusudur. Denetim ve destek mekanizmalarının zayıflatılması, rehberlik hizmetlerinin yetersiz bırakılması ve önleyici politikaların hayata geçirilmemesi bu süreci daha da ağırlaştırmaktadır.
Saldırganın olay öncesinde sosyal medya üzerinden tehdit içerikli paylaşımlar yaptığı bilinmesine rağmen gerekli önlemlerin alınmamış olması ise açık bir ihmal ve sorumluluk zafiyetidir. Bu durum, risklerin öngörülmesine rağmen harekete geçilmediğini göstermektedir.
Bir kez daha altını çiziyoruz:
Eğitim, bir güvenlik meselesine indirgenemeyecek kadar yaşamsal; piyasa ilişkilerine terk edilemeyecek kadar kamusal bir haktır. Öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin can güvenliğini sağlamak kamusal sorumluluğun en temel gereğidir.
Ancak bu sorumluluk yerine getirilmemektedir.
Bugün gelinen noktada yapılması gereken; yalnızca geçici güvenlik önlemleri almak değil, eğitim sistemini bütünlüklü bir anlayışla yeniden ele almaktır.
Bu doğrultuda taleplerimiz açıktır: Okullarda yeterli sayıda kadrolu güvenlik görevlisi görevlendirilmeli, giriş-çıkışlar denetim altına alınmalıdır.
Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmeli, her okula yeterli sayıda rehber öğretmen atanmalıdır.
Okullarda revir ve sağlık hizmetleri sağlanmalıdır.
Eğitim kurumlarına yönelik düzenli risk analizleri yapılmalı, tespit edilen eksiklikler derhâl giderilmelidir.
Eğitim emekçilerine yönelik şiddeti önleyici, caydırıcı yasal düzenlemeler hayata geçirilmelidir.
Okulların fiziki ve sosyal koşulları iyileştirilmeli; temizlik, beslenme ve temel ihtiyaçlar kamusal sorumluluk kapsamında karşılanmalıdır.
Kalabalık sınıflar azaltılmalı, yeni okul ve derslik yatırımları artırılmalıdır.
Eğitim sistemi; bilimsel, laik, eşitlikçi ve kamusal temeller üzerine yeniden inşa edilmelidir.
Bu talepler birer ayrıcalık değil, en temel haktır.
Eğitim alanını şiddetten arındırmak; gençleri yalnızlaştıran, umutsuzlaştıran ve okulları eğitim alanı olmaktan uzaklaştıran politikalardan vazgeçilmesini zorunlu kılmaktadır. Aksi hâlde benzer acıların yaşanması kaçınılmaz olacaktır.
Yaşanan bu vahim saldırıda yaralanan eğitim emekçilerine, öğrencilere ve tüm kamu görevlilerine acil şifalar diliyor; ailelerine ve eğitim camiasına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Eğitim sendikaları olarak; eğitim emekçilerinin ve öğrencilerin güvenliğini sağlayamayan, en temel sorumluluğunu yerine getirmeyen kurumları ve yöneticileri kamuoyu önünde hesap vermeye çağırıyoruz. Eğitimin kamusal niteliğini savunmaya, okulları şiddetin değil yaşamın; bilimsel, laik, eşitlikçi ve özgür bir eğitim ortamının mekânı hâline getirmek için mücadelemizi sürdüreceğiz. Susmayacağız. Alışmayacağız. Eğitimde şiddeti normalleştirmeyeceğiz.”



