GündemKeşanSiyasetTarım

CHP Keşan İlçe Başkanı Anıl Çakır: “Açıklanan buğday ve arpa fiyatları çiftçiyi üretimden koparır”

Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) 2026 yılı hasat dönemi için açıkladığı buğday ve arpa alım fiyatlarına tepki gösteren CHP Keşan İlçe Başkanı Anıl Çakır, açıklanan rakamların üreticinin beklentilerini karşılamadığını ve tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini tehdit ettiğini söyledi.

Çakır, özellikle Trakya bölgesinde hububat üretimi yapan çiftçilerin son yıllarda artan maliyetler karşısında büyük bir mücadele verdiğini belirterek, açıklanan fiyatların tarladaki gerçeklerle örtüşmediğini ifade etti. Üretim maliyetlerindeki artışın ürün fiyatlarına yansıtılmadığını vurgulayan Çakır, çiftçinin emeğinin karşılığını alamadığını dile getirdi.

Mazot, gübre, tohum, ilaç, elektrik ve işçilik giderlerinde yaşanan yüksek artışlara dikkat çeken Çakır, buna karşın buğday fiyatındaki artışın yetersiz kaldığını belirtti. TMO’nun ödeme sürecinin uzunluğu ve randevu sisteminde yaşanan gecikmelerin de üreticiyi zor durumda bıraktığını kaydeden Çakır, çiftçinin hasat ettiği ürünün karşılığını zamanında alamadığını söyledi.

Tarımın stratejik bir sektör olduğunun altını çizen Çakır, çiftçinin üretimden uzaklaşmasının yalnızca üreticiyi değil, ülkenin gıda güvenliğini de olumsuz etkileyeceğini ifade etti. Tarımsal desteklerin zamanında ödenmesi gerektiğini belirten Çakır, üreticinin ihtiyaç duyduğu dönemde desteklenmesinin önemine dikkat çekti.

CHP olarak üreticinin yanında olmaya devam edeceklerini vurgulayan Çakır, açıklanan buğday ve arpa alım fiyatlarının yeniden değerlendirilmesi, TMO ödemelerinin hızlandırılması ve çiftçiyi rahatlatacak desteklerin artırılması çağrısında bulundu.

CHP Keşan İlçe Başkanı Anıl Çakır‘ın konuya ilişkin açıklaması şöyle:

“Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından 2026 yılı hasat dönemi için açıklanan buğdayda 16,50 TL, arpada 12,75 TL alım fiyatı, üreticimizin beklentilerini karşılamaktan uzak olduğu gibi, tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini de ciddi şekilde tehdit etmektedir.

Bugün açıklanan fiyatlar ne yazık ki masa başında belirlenmiş, tarlanın gerçeğinden kopuk rakamlardır. Çiftçinin alın teri, emeği, masrafı ve riski yok sayılmıştır. Açıklanan bu fiyatlar çiftçiye açıkça ‘Üretme, toprağını terk et’ demektir.

Bu fiyatlar, çiftçinin emeğine değer vermeyen, üreticiyi görmeyen ve tarımı kaderine terk eden anlayışın ürünüdür. Ankara’daki bürokratların kalem hesabıyla belirlenen bu rakamların tarladaki gerçeklerle hiçbir ilgisi yoktur. Çiftçi bugün zararına üretime mahkûm edilmekte, alın teri adeta cezalandırılmaktadır. İktidar bir yandan yerli ve milli üretim nutukları atarken, diğer yandan açıkladığı fiyatlarla çiftçiye ‘ekme, biçme, üretme’ mesajı vermektedir. Bu kabul edilemez. Türkiye’yi doyuran üreticiyi yok sayan bu anlayış, sadece çiftçiyi değil, ülkenin gıda güvenliğini de tehlikeye atmaktadır.

Trakya’mızın ve Keşan’ımızın temel geçim kaynaklarından biri olan hububat üretimi her geçen yıl daha ağır şartlar altında yapılmaktadır. Ancak çiftçimizin maliyetleri katlanırken ürününe verilen fiyat artışı, enflasyonun, maliyet artışlarının ve hayat pahalılığının çok altında kalmıştır. Geçtiğimiz yıl buğday fiyatı 13,50 TL olarak açıklanmıştı. Bu yıl açıklanan 16,50 TL fiyat yaklaşık yüzde 22 artış anlamına gelmektedir. Peki, aynı dönemde çiftçinin maliyetleri ne kadar arttı?

Mazot fiyatı geçen yıl hasat döneminde yaklaşık 40-42 TL seviyelerindeyken bugün 65-66 TL bandına dayanmıştır.

DAP, ÜRE ve diğer kimyevi gübrelerde son bir yılda ortalama yüzde 50 ile yüzde 80 arasında artış yaşanmıştır. Tohumluk fiyatları yüzde 60’ın üzerinde yükselmiştir. İlaç maliyetleri birçok kalemde yüzde 70’i aşmıştır. Elektrik, sulama, işçilik, bakım-onarım, biçerdöver ve nakliye giderleri ise çiftçinin sırtına her geçen gün daha ağır yük bindirmektedir. Bir başka ifadeyle, çiftçinin üretim maliyetleri ortalama yüzde 70-80 oranında artarken, ürününe verilen fiyat artışı yalnızca yüzde 22’de kalmıştır.

Bu hesabı hangi vicdan kabul edebilir? Bu hesabı hangi üretici sürdürebilir?

Bugün Keşan’da, İpsala’da, Enez’de, Uzunköprü’de tarlasına alın terini döken üretici artık sadece üretim yapmanın değil, ayakta kalmanın mücadelesini vermektedir. Üstelik sorun yalnızca fiyat da değildir. TMO’nun açıklanan fiyatlar üzerinden ödeme süresini 45 güne kadar uzatması, zaten nakit sıkışıklığı yaşayan çiftçiyi daha da zor durumda bırakacaktır. Çiftçi hasat ettiği ürünün bedelini beklerken mazotunu, gübresini, bankaya olan borcunu, esnafa olan hesabını nasıl ödeyecektir? Bunun yanında randevu sistemindeki gecikmeler nedeniyle üretici, ürününü teslim etmek için haftalarca sıra beklemektedir. Hasadını yapan çiftçi ürününü teslim edememekte, depolama ve nakliye maliyetleriyle baş başa bırakılmaktadır.

Sarayın bir günlük harcamasının konuşulmadığı, israfın sorgulanmadığı bir ülkede çiftçinin kuruş hesabı yapmak zorunda bırakılması kabul edilemez.

Bu ülkenin çiftçisi lütuf istemiyor. Sadaka istemiyor. Alın terinin karşılığını istiyor. Ürettiğinin hakkını istiyor. Çocuğunu okutabileceği, borcunu ödeyebileceği, yeniden ekim yapabileceği bir gelir istiyor. Tarım stratejik bir sektördür. Çiftçi üretmezse sofralar boş kalır. Çiftçi kazanmazsa şehirde yaşayan vatandaş da pahalı gıdaya mahkûm olur. Bugün çiftçinin kaybettiği yerde yarın tüm toplum kaybeder. Cumhuriyet Halk Partisi olarak yıllardır söylediğimiz gibi, tarım politikaları günü kurtarma anlayışıyla değil, üreticiyi koruyan ve planlayan bir anlayışla yürütülmelidir. Buğday ve arpa alım fiyatları yeniden gözden geçirilmeli, maliyetler ve refah payı dikkate alınarak revize edilmelidir.

TMO ödemeleri derhal hızlandırılmalı, üretici en geç birkaç gün içerisinde ürün bedeline ulaşabilmelidir.
Mazot, gübre ve tarımsal girdilerde çiftçiyi rahatlatacak destekler artırılmalıdır.
Çiftçiyi üretimden koparan değil, üretime teşvik eden politikalar uygulanmalıdır.

Ayrıca çiftçiye verilen mazot, gübre ve diğer tarımsal desteklerin zamanında ödenmemesi de üreticiyi her geçen gün daha büyük bir çıkmaza sürüklemektedir. Zaten yetersiz kalan desteklerin aylar sonra ödenmesinin çiftçi açısından hiçbir anlamı yoktur. Çiftçi desteği hasat sonrası değil, ekim döneminde; borçlarını yapılandırdıktan sonra değil, girdi maliyetleriyle mücadele ederken almak zorundadır.

Zamanında ödenmeyen destekler nedeniyle üretici yüksek faizli kredi kullanmakta, bankalara ve tarım kredi kuruluşlarına daha fazla borçlanmakta, maliyet yükü katlanarak artmaktadır. Desteklerin gecikmesi, çiftçinin gübre kullanımını azaltmasına, kaliteli tohumdan vazgeçmesine ve üretim planlamasını sağlıklı yapamamasına neden olmaktadır. Bunun sonucu olarak verim düşmekte, üretim azalmakta ve ülkemizin gıda güvenliği de risk altına girmektedir.

Desteklerin geç verilmesi sadece çiftçiyi değil; esnafı, nakliyeciyi, tarım işçisini ve kırsal ekonominin tamamını olumsuz etkilemektedir. Çiftçinin ihtiyaç duyduğu anda ulaşamadığı bir desteğin üretime katkısı son derece sınırlıdır. Destek, zamanında verilmediğinde destek olmaktan çıkmakta; üreticinin yaşadığı mağduriyeti daha da derinleştirmektedir.

Çiftçinin sesini duyun.
Traktörün mazotunu, tarlanın gübresini, üreticinin emeğini görün.
Açıklanan bu fiyatlar ne Trakya çiftçisinin beklentisini karşılamaktadır ne de tarımın geleceğini güvence altına almaktadır.
Bu fiyatlar revize edilmelidir.
Çünkü çiftçi ayakta kalırsa Türkiye ayakta kalır.
Çünkü çiftçi üretirse Türkiye kazanır.
Konfor alanınızdan çıkın, çiftçinin halini artık anlayın.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu