
Özel Keşan Hastanesi Başhekimi Uzman Dr. Tayyar S. Tavşanoğlu, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada, Türk tıbbının tarihsel gelişimini değerlendirerek, günümüz sağlık sisteminin güçlü ve zayıf yönlerine dikkat çekti. Tavşanoğlu, sağlık çalışanlarının karşı karşıya olduğu sorunlara da vurgu yaptı.
Tavşanoğlu‘nun açıklamasında şu ifadeler yer aldı:
“Türkler tarihin eski çağlarından beri sağlığa ve sağlık çalışanlarına büyük önem vermiştir. Orta Asya’da yaşayan eski Türk kavimleri, inanç, doğa bilgisi, tecrübe ve toplumsal dayanışma temelli bir sağlık anlayışına sahipti. Bu dönemde belirgin bir sağlık teşkilatı bulunmamakla birlikte hastalıkların ruhsal dengenin bozulması, kötü ruhların etkisi veya ilahi yaşam gücünün azalması sonucu ortaya çıktığı düşünülürdü.
Hastalıkların tedavisinde kam (şaman) olarak bilinen kişiler ile bitkisel tedavi uygulayan “otacı” ya da “emçi” adı verilen sağlıkçılar görev alırdı. Savaş yaraları, kırık-çıkık tedavileri ve kesiklerin iyileştirilmesi bu dönemin sağlık uygulamaları arasında yer alıyordu. Koruyucu sağlık anlayışında ise temizlik, dengeli beslenme, fiziksel dayanıklılık ve doğa ile uyum önemli bir yer tutuyordu.
Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde sağlık sistemi daha kurumsal bir yapıya kavuşmuştur. Selçuklu döneminde kurumsallaşma darüşşifalar aracılığıyla başlamıştır. Kayseri Gevher Nesibe Darüşşifası ve Divriği Darüşşifası bu dönemin en önemli sağlık kurumları arasında yer alır. Bu kurumlar vakıflar tarafından finanse edilir, tedavi hizmetleri ücretsiz sunulur ve din, dil, ırk ayrımı yapılmadan hizmet verilirdi. Tıp eğitimi ise usta-çırak ilişkisine dayanır ve İslam tıbbı geleneği temel alınırdı.
Osmanlı döneminde darüşşifalar daha da gelişmiş, akıl sağlığı, cerrahi ve dahiliye alanlarında uzmanlaşmış sağlık kurumları ortaya çıkmıştır. Süleymaniye Darüşşifası ve Edirne II. Bayezid Darüşşifası bu gelişimin önemli örnekleridir. Bitkisel ve hayvansal ilaçların kullanımı, cerrahi müdahaleler, müzikle terapi ve koruyucu hekimlik uygulamaları bu dönemde sağlık alanında dikkat çekici gelişmeler sağlamıştır.
Modernleşme süreci ise 19. yüzyılda başlamıştır. Bu dönemde tıp mektepleri açılmış, modern hastaneler kurulmuş, aşılama ve halk sağlığı uygulamaları geliştirilmiştir. II. Mahmut döneminde, 14 Mart 1827 tarihinde İstanbul’da ilk modern tıp okulu olan Mekteb-i Tıbbıye-i Şahane açılmıştır. Bugün 14 Mart’ın Tıp Bayramı olarak kutlanmasının temelinde bu tarih yer almaktadır.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında ise savaş yorgunu bir ülke, koruyucu sağlık hizmetlerini önceleyen merkezi ve devletçi bir sağlık sistemi kurmaya çalışmıştır. Bu dönemde en önemli sağlık sorunları salgın hastalıklar ve azalmış nüfustu. Hekim ve sağlık personeli sayısının az olması nedeniyle tedaviden çok hastalıkların önlenmesine odaklanılmıştır.
1920 yılında Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı kurulmuş, ilk bakan Dr. Refik Saydam olmuştur. Bakanlık, sağlık hizmetlerini ülke geneline yaymak amacıyla Ankara, Diyarbakır, Erzurum, Sivas, Haydarpaşa (İstanbul), Trabzon ve Adana’da Numune Hastaneleri kurmuştur.
1961 yılında Prof. Dr. Nusret Fişek başkanlığında “Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Programı” uygulanmaya başlanmıştır. Bu sistemde sağlık hizmetlerinin herkes için eşit ve ücretsiz olması hedeflenmiş ve ilk kez basamaklı sağlık sistemi getirilmiştir.
Birinci basamak: Sağlık ocakları
İkinci basamak: İlçe ve il hastaneleri
Üçüncü basamak: Eğitim ve araştırma hastaneleri
Bu sistemde koruyucu hekimlik ön plana alınmış, sevk zinciri uygulanmış ve sağlık hizmetleri nüfusa dayalı bir planlama ile yürütülmüştür.
2003 yılında ise Sağlıkta Dönüşüm Programı uygulanmaya başlanmıştır. Bu program kapsamında aile hekimliği sistemi, genel sağlık sigortası, performansa dayalı ödeme modeli ve kamu-özel iş birlikleri hayata geçirilmiştir. Bu dönemde sağlık hizmetlerine erişim kolaylaşmış, hastane ve teknoloji altyapısı güçlenmiştir. Ancak sevk zincirinin uygulanmaması, sağlık harcamalarının hızla artması ve koruyucu hekimliğin geri planda kalması gibi eleştiriler de gündeme gelmiştir.
Bugün Türkiye’de 107 binin üzerinde uzman hekim, yaklaşık 55 bin pratisyen hekim ve 59 bin civarında asistan hekim görev yapmaktadır. Mevcut sistemde sevk zincirinin yeterince uygulanmaması nedeniyle pratisyen hekim sayısının azalması ve uzman hekim sayısının hızla artması dikkat çekmektedir.
Sağlık sisteminin güncel sorunları arasında sevk zincirinin tam olarak uygulanamaması, muayene sürelerinin kısa olması, sağlık harcamalarının artması, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olayları, personel yetersizliği ve beyin göçü gibi başlıklar öne çıkmaktadır.
Tüm bu değerlendirmeler ışığında sağlık sisteminin güçlendirilmesi için koruyucu sağlık hizmetlerinin desteklenmesi, eğitim kalitesinin artırılması ve sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının iyileştirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Daha güzel 14 Mart günlerinde buluşmak dileğiyle, tüm sağlık çalışanlarımızın 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutluyorum.”



