GündemKeşanSiyaset

CHP Keşan İlçe Başkanı Anıl Çakır ve yönetimi istifa etti

Cumhuriyet Halk Partisi Keşan İlçe Başkanı Anıl Çakır, düzenlediği basın toplantısında duygusal anlar yaşayarak, iki dönemdir sürdürdüğü ilçe başkanlığı görevinden ve CHP üyeliğinden, ilçe yönetim kurulu üyeleriyle birlikte istifa ettiğini açıkladı.

Parti binasında gerçekleştirilen toplantıya çok sayıda partili katılırken, zaman zaman duygu dolu anlar yaşandı. Konuşması sırasında duygulanan ve gözyaşlarına hakim olamayan Çakır, aldıkları kararın kişisel değil, siyasi ve vicdani bir tercih olduğunu ifade etti.

Açıklamasında, son dönemde yaşanan gelişmeleri değerlendirerek, mutlak butlan sürecine karşı örgütün iradesini savunduklarını belirten Çakır, yaşananların ardından Cumhuriyet Halk Partisi’nde demokratik meşruiyetin zedelendiğine inandıklarını söyledi. Bu nedenle ilçe yönetimiyle birlikte istifa kararı aldıklarını ifade eden Çakır, mücadelelerinin sona ermediğini, yeni bir siyasi yolculuğun başlangıcında olduklarını dile getirdi.

Çakır’ın istifa açıklaması esnasında partililer de duygusal anlar yaşadı

Duygusal anların yaşandığı konuşmasında, birlikte görev yaptığı ilçe yönetimine, kadın ve gençlik kollarına, parti emekçilerine ve yol arkadaşlarına tek tek teşekkür eden Çakır, “Birlikte döktüğümüz her damla alın teri benim için mukaddestir. Eğer bir hakkım varsa helal olsun, sizlerden de hakkınızı helal etmenizi diliyorum.” ifadeleriyle salondakilere seslendi.

Çakır açıklamasında şu ifadelere yer verdi;

“Siyaset, sadece kurumların idaresi ya da makamların sevkiyatı değildir. Siyaset; kamu vicdanının, hukuki meşruiyetin ve halkın sandığa yansıyan iradesinin tereddütsüz muhafazasıdır. Türkiye’nin demokrasi mücadelesindeki en köklü kurumu olan Cumhuriyet Halk Partisi, tarihsel varlığını ve toplum nezdindeki itibarını her zaman meşruiyet zemininden almıştır. Ancak bugün geldiğimiz noktada, partimiz ve ülkemiz, sadece bir iç çekişmenin değil; yargı eliyle şekillendirilmeye çalışılan, siyasi mühendisliklerle dizayn edilmek istenen büyük bir vesayet operasyonunun hedefi haline gelmiştir.

38. Olağan Kurultayımızda partililerimizin ve delegelerimizin özgür iradesiyle göreve gelen Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel liderliğindeki partimiz, Türkiye siyasetinde uzun yıllardır beklenen değişim ve umut dalgasını yaratmıştır. Bu taze kan ve dinamizm, 31 Mart Yerel Seçimlerinde partimizi Türkiye’nin birinci partisi konumuna taşımıştır. Seçilmiş Genel Başkanımızın ve yönetiminin etrafında kenetlenen örgütümüz, halkın güvenini yeniden kazanmış ve iktidar yürüyüşünü başlatmıştır.

Ancak iktidar bloğu, sandıkta engelleyemediği bu başarıyı ve halkın değişim iradesini, yargı mekanizmalarını araçsallaştırarak akamete uğratma yoluna gitmiştir.

Yaşanan süreç, bağımsız bir hukuki denetim değil; iktidarın güdümünde yürütülen siyasi bir operasyondur. Cumhurbaşkanlığı yolunda toplumun büyük teveccühünü kazanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere, halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanlarımızın asılsız iddialarla tutuklanması, hapse atılması ve yerlerine kayyumlar atanması, demokrasiye vurulmuş ağır bir darbedir.

Yerel yönetimlerdeki bu tasfiye operasyonları sadece tutuklamalarla sınırlı kalmamış; seçilmiş belediye başkanlarımız iktidarın ağır siyasi ve idari baskılarına, tehditlerine maruz bırakılmıştır. Hukuk sopası gösterilerek, soruşturma tehditleriyle belediye başkanlarımız AKP saflarına geçmeye zorlanmış; milletin helal oylarıyla kazandığımız belediyeler siyasi şantajlarla gasp edilmek istenmiştir. Seçilmişlerin görevden uzaklaştırılması, halkın iradesinin yok sayılması ve idari baskılarla partimizin meşruiyetinin zedelenmeye çalışılması, otoriterleşme adımlarının en somut göstergesidir.

Tam da bu baskı ve tasfiye süreçlerinin paralelinde, yargı kararlarıyla getirilen “butlan” kararı, hukuk devleti ilkesinin açıkça çiğnenmesidir. Bu karar, hukuki bir zorunluluk değil; iktidarın kontrol edemediği dinamik, muhalif ve birinci parti olan CHP’yi dizayn etme amacıyla verilmiş tamamen siyasi bir karardır.

Hukuken sakat ve siyaseten yok hükmünde olan bu butlan süreci sonrasında göreve atanan anlayış, ne yazık ki iktidarın çizdiği sınırlar içinde kalan, Saray rejimiyle uyumlu ve iktidarın güdümünde bir yönetim profili sergilemektedir. Kurultay delegelerinin net iradesini, seçilmiş Parti Meclisini ve Genel Başkanımız Özgür Özel’i bypass eden bu anlayış; göreve gelir gelmez seçilmiş örgütleri görevden almaya, atamalarla parti içi demokrasiyi yok etmeye başlamıştır.

Milletin seçtiği belediye başkanları tutuklanırken, seçilmiş örgütlerimiz görevden alınırken sessiz kalan; aksine bu antidemokratik vasattan faydalanarak örgütte tasfiyelere ve keyfi atamalara imza atan “butlan yönetimi”, iktidarın muhalefeti zapturapt altına alma projesinin kullanışlı bir aparatı haline gelmiştir. Seçilmişlerin yerine masa başında atamalar yapmak, CHP’nin 100 yılı aşkın örgüt kültürüne ve halkın iradesine açık bir ihanettir.

İşte bu yüzden bu ayrılık; partimiz ve ülkemiz adına kaçınılmaz, zorunlu ve mecburi bir hamledir.

Tarih bize öğretmiştir ki; işgal ve vesayet altındaki bir merkezden kurtuluş mücadelesi verilemez. Nasıl ki Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1919’un o karanlık atmosferinde İstanbul’un, fiili baskıların ve işgal altındaki idarenin çemberinden çıkmak; ülkenin kurtuluşunu sağlamak adına resmi görevlerinden istifa edip Samsun’a çıkarak kurtuluşun ve kuruluşun meşalesini Anadolu’da, doğrudan halkın bağrında yaktıysa; bugün bizlerin yaptığı da aynı tarihsel metodolojinin bir gereğidir.

Mustafa Kemal’in Sine-i Millete dönerek halkla birlikte başlattığı o büyük yürüyüş gibi; biz de bugün vesayet altındaki, “butlan” ile kilitlenmiş bu kurumsal yapının dışına çıkarak, kurtuluşun ve iktidarın yolunu halkımızın yanında, sokakta, meydanlarda ve milletimizin sarsılmaz iradesinde arıyoruz. Atatürk’ün Samsun’a çıkarken resmi makamlarını bırakması nasıl nihai bir veda değil, memleketi kurtarıp Cumhuriyeti kuracak ana hamle idiyse; bizim de bu resmi ayrılığımız partimize ve ülkemize karşı tarihsel borcumuzu ödeme hamlesidir.

Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in, tutuklanan belediye başkanlarımızın ve örgütümüzün seçilmiş organlarının sonuna kadar yanındayım. Sandıkta kazandığımız meşruiyeti, yargı kumpaslarıyla ve iktidar güdümlü “butlan” kararlarıyla teslim etmeyi kabul etmiyorum.

Hukukun rafa kaldırıldığı, tutuklamalarla ve tehditlerle belediye başkanlarımızın sıkıştırıldığı, seçilmişlerin görevden alınarak iktidarın güdümündeki bir kayyum zihniyetiyle partinin yönetilmeye çalışıldığı bu tablo karşısında sessiz kalmam imkansızdır.

Siyasi bir mühendislik ürünü olan bu butlan sürecini, yapılan keyfi görevden almaları, atamaları ve AKP’nin güdümüne giren bu antidemokratik anlayışı reddetmek amacıyla; Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğimden ve iki dönemdir büyük bir onurla yürütmekte olduğum Cumhuriyet Halk Partisi Keşan İlçe Başkanlığı görevimden ilçe yönetim kurulu üyelerimizle birlikte istifa ediyorum.

Ancak bilinmesini isterim ki; bu resmi ayrılık asla nihai bir kopuş veya bir vazgeçiş değildir.

Bugün kurumsal yapıya çöken antidemokratik anlayışa karşı bir duruş olarak partimden ayrılırken; Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerine, Cumhuriyetimizin ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucu değerlerine ilk günkü inanç ve kararlılıkla bağlı kalmaya devam edeceğim.

Bu ayrılık, zamansız bir parantezden ibarettir; geçicidir. Bir gün meşruiyet, hukuk ve örgüt iradesi partimizde yeniden egemen olduğunda, evime bir gün mutlaka geri dönmek üzere ayrılıyorum. Yüreğimdeki Cumhuriyet Halk Partisi sevgisi ve altı okun fikri namusu hiçbir zaman silinmeyecek; ben ömrümün sonuna kadar Cumhuriyet Halk Partili kalacağım.

Seçilmiş Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in açtığı yeni yolda, Türkiye’nin aydınlık geleceği için ona yol arkadaşı olmak üzere ayrılıyorum.
Bu büyük mücadelede omuz omuza yürüdüğüm; alanları, sokakları, miting meydanlarını inançlarıyla ısıtan, partimizin asıl sahibi olan cefakar üyelerimize; gecesi gündüzü olmadan kapı kapı dolaşan, emeğiyle bu mücadeleyi büyüten Kadın Kollarımıza; geleceğin, değişimin ve umudun bitmeyen enerjisi olan Gençlik Kollarımıza; kader birliği yaptığımız ilçe yönetim kurulu üyelerimize; siyasette duruşuyla bana rehberlik eden, her birinden ayrı bir tecrübe kazandığım, yeri geldiğinde bana bir evlat, bir kardeş gibi sahip çıkan saygıdeğer abilerime ve ablalarıma sonsuz şükranlarımı sunuyorum.

Birlikte geçirdiğimiz her an, döktüğümüz her damla alın teri benim için mukaddestir. Eğer bir hakkım varsa helal olsun; sizlerden de haklarınızı helal etmenizi diliyorum.
Bugün bir devrin bittiği gün değil; aksine umudun daha gür, daha coşkulu ve daha kararlı bir şekilde ayağa kalktığı gündür! Hiç kimse karamsarlığa kapılmasın; bu ülkenin üzerine örtülmek istenen karanlık yırtılacak, adalet ve özgürlük bu topraklarda mutlaka galebe çalacaktır. Bizler yarınları inşa etmek, bu milletin yüzünü güldürmek ve yarım kalan hikayemizi zaferle tamamlamak için yola çıkıyoruz.

Bundan sonraki yolculuğumda kendimizi önce Allah’a, sonra da bağrından çıktığımız yüce Türk milletine emanet ediyoruz.”

Basın açıklamasının ardından salonda bulunan partililer, Anıl Çakır ve yönetim kurulu üyelerini uzun süre alkışladı. Duygusal anların yaşandığı toplantı, partililerin birbirleriyle vedalaşması ve hatıra fotoğrafı çekilmesiyle sona erdi.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu